CİHAD

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-‘dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. 

Bir kere Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e birer kişi geldi de: 

-“Ya Rasûlallah, bana cihada muadil bir ibadete delalet buyurulsa!” dedi. 


Rasûlullah: - Ben cihad değerinde bir ibadet bulmuş değilim ki, buyurdu ve devam edip: 

-(Sana sorarım) Gücün yetişir mi ki, mücahid sefere çıktığı sıra sen de mescidine girip o dönünceye kadar namaz kılsan da hiç usanmasan ve oruç tutsan hiç iftar etmesen? diye sordu. 

O kişi: 

- Buna kimin gücü yeter ki! diye cevab verdi.

(Kaynak: kalbiselim)

İstanbul elbette fetholunacaktır! Onu fetheden emîr, ne güzel emîr; fetheden asker, ne güzel askerdir.

bu methedilen, övülen askerler arasına katılmak arzûsuyla Müslümanlar, akın akın İstanbul fethine koştular. O sırada, Hazret-i Ebû Eyyûb rahatsızdı. Fakat cihâd haberlerini duyduğunda, heyecanla doğruldu. Hele İstanbul gazâsını işitince, gözleri parladı. Hazırlıklara başladı. Yakınları dediler ki: 
- Yâ Ebâ Eyyûb! 70 yaşını geçtin. Üstelik hastasın. Bu sefer ise, uzun ve tehlikelidir. 

Hazret-i Eyyûb’un cevabı tereddütsüz ve kesin oldu: 
- Cihâd ve gazâyı terketmek, daha tehlikelidir. 

Sevgili Peygamberimizin Medîne’ye gelişlerinden yarım asır sonra, sevgili arkadaşları da İstanbul önlerine geldiler. 

Kalın surlar dibinde Ebû Eyyûb hazretleri, vefât etmek üzeredir. Güçlükle konuşmaktadır: 

- Mücâhidlere selâm söyleyiniz. Onlara Resûl-i Kibriya Efendimizden duyduğum şu mübârek sözleri bildiriniz: “Her kim, Allaha şerîk koşmadan, rûhunu teslim ederse; cenâbı Hak da onu, Cennetine koyar.” 

Etrafındaki gâzi ve askerler, gizli gizli ağlıyorlardı. Ak sakallı gâzi, son bir gayretle şunları fısıldadı: 
- Sizlere vasiyetim olsun: 

Öldükten sonra cesedimi, burada bırakmayın! Gâzilerin girebildikleri, en uzak yere götürün! Bizans topraklarının, İstanbul’a en yakın noktasına defnedin. Zîrâ Peygamber efendimiz; “Kostantiniyye’de kalenin yanında bir racül-i sâlih defnolunacaktır” buyurmuştu. 

Sahabeden bir zât daima Resûl-ü Ekremin yanında bulunur, söze karışmaz daima dinlermiş, munis, orta boylu, siyah saçlı, siyah gözlü, zayıf bünyeli fakir bir zâttı.
Eshab-ı sofa ile yemek yer çok konuşmaz.
Gözleri yaşlıdır.
İyiliği sever.
Resûl-ü Ekrem de kendisine hoş nazarla bakar, kendisini severmiş. Ara sıra kendisi ile görüşürmüş ve bazı görüşmelerde tebessüm ederlermiş…
Küçük bir kulübe gibi evde otururmuş.
Sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş.
Resûl-ü Ekremin bundan haberi yokmuş.
Sahabeler birgün Resûl-ü Ekreme söylemişler.
Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor! demişler.
Resûl-ü Ekrem birşey söylememiş..
Bir gün sokakta görmüş, bu zât bir kedi yavrusu bulmuş.
Resûl-ü Ekreme sahabelerin söylediğini, kendisi de bildiği için Resûl-ü Ekrem birşey söyler diye, kediyi hemen hırkasının içine saklamış.
Resûl-ü Ekrem kendisine, hırkanın altında ne sakladın demiş. Hırkayı açmış küçük bir kedi yavrusu.
Resûl-ü Ekrem yavruyu sevmiş, okşamış, ve o zâta:
Ebu Hureyre: Sen kedi babasısın demiş.
İsmi artık böyle kalmış.

(Kaynak: kalbiselim)

(Kaynak: kalbiselim)

"İslam, damgalamaz!" Cübbeli Ahmet Hoca

Çıplak etçilere cevap gibi

(Kaynak: kalbiselim)

Perşembe Kurtlar Vadisi izleyip Cuma yürüyüşü değişen gençlere sesleniyorum!
Cübbeli Ahmet Hoca’yı izleyin Cuma namazına şevkiniz artsın. :)

(Kaynak: kalbiselim)

I went to Friday prayer, come if you are man. 

:P olduğu kadar :D

(Kaynak: kalbiselim)